BELİRSİZLİKTEN ÖZGÜRLÜĞE

BELİRSİZLİKTEN ÖZGÜRLÜĞE

Yazıyı yazarken belirsiz bir durum daha belirdi. Bu durumda da ne yapacağıma dair stres yaşadım. Bu belirsiz süre her uzadığında daha da stresim artı. Her defasında yapmalıyım diyen bir yan ile nasıl yapacaksın diyen yanım kavgaya girdi. Sonuna kadar bekletti: ”Şimdi yazarım, yarın yazarsın, yarın oluyor, bugün yorgunsun, dinç kafa ile yazsan daha iyi olur. Diğer gün oluyor daha acil işlerim var, onları atlatıp odaklanayım.” diye arkası gelmeyen bir süreç. Sonunda zamanın daralması ile kaçışın olmadığı bir sürece girene kadar bekledim. Belki birçoğumuzun yaptığı gibi. Aslında başladığımda kendiliğinden akıp giden bir süreç oldu. ”Bu kadar süre kendime niye stres yapmışım?” dedim.

Hayatımız da yaklaşık böyle! ”İlerde ne olacak? Ona karşı ne yapmalıyım, üstesinden gelir miyim? En iyisi vazgeçmek, hiç gerek yok, yapamam.” deyip adım atmayı engellediğimiz bir süreç devreye giriyor. Potansiyelimizi küçümseyerek kendi bedenimize güven duymuyoruz. Onun üstesinden geleceğine inanmıyoruz. Gerçekten de inanmadığımız için daha sonrasında üstesinden gelemeyip kendimizi suçluyoruz. Aslında bütün zorluklara karşı kendimizi ortaya koyup inandığımızda bunun rahatlıkla üstesinden gelindiğini defalarca denemişizdir. Hatta ‘Bu kadar kolay mıydı?’ diye kendimize söyler ve boşuna bu kadar zaman kaybettiğimizi görürüz. Bu durum günlere, aylara, yıllara belki de bir hayata mal olmaktadır. Bunun temelini tabi ki çocukluğumuzda oluşturduğumuz kişilik yapısı etkilemektedir. Belki çocukken çok denedik ve bu denemeler sonucunda eleştirildik yeterli bulunmadık. ”Bu kadar mı yaptın? Beceriksizsin.” gibi kelimeleri defalarca duyduk, her gün yıllarca duyunca gerçekten yapamayacağımıza inandık. Zihnimiz halen küçük bir çocuk gibi hatta bedenimiz, tecrübelerimiz, problem çözme becerilerimiz, hiç gelişmemiş gibi yani hiç büyümemiş ve bu yüzden çocukken yaşadığımız çaresizlik duygusunu hisseder ve geri çekiliriz. Böylece kendi içimizde hem çaresizlik duygusuyla cebelleşip hem de hayatı daha anlamlı hale getirmek için bir sürece gireriz. Bu yeni süreç adımımızı daha da zorlaştıran bir durum ortaya çıkarır.

”Zaten bunu defalarca denedin, yapamadın.” ”Geçen de denedin yine yapamadın.” deyip geriye çekiliriz. Aslında kırılmadan deneyimlemeden hayatı öğrenemeyeceğimizi unutup, zorluklarımızın mucizevi bir şekilde ortadan kalmasını bekleyip, adım atmamayı tercih ediyoruz. İnsanın gerçek gelişimi, beklentileri ile uyumsuz gerçekleşen olayları reddetmek değil, olayları kabul edip kontrol dışında gerçekleşen olaylara göre beklentilerini değiştirebilmek, düzenleyebilmektir. Yani uyum becerilerimizi ve dönüşüm kapasitemizi geliştirmek gerekir. Çünkü, hayattaki belirsizlikleri kontrol altına almak imkansızdır. Nafile bir çabadır! Gereksiz ve yorucu bir çaba için uğraşarak kendini üzmek incitmek dışında başka bir kazancı yoktur. Bundan dolayı, belirsizliğe tahammülsüzlük sınırımızı artırarak, konfor alanından çıkarak (İnsan, konfor alanı olduğunu düşünür ama tam bir konfor alanı yoktur.) tüm kaygı ve endişeleri kontrol etmekten daha az bir çaba ile bu durumu aşabilir hatta daha mutlu olabilir. Yoksa belirsizliğe tahammül edemeyen insan, belirsizliğe yüklediği ‘tehlikeli’ kodu nedeniyle gereksiz detaylarla boğuşarak, kötü bir sonuç oluşmaması için elinden gelen bütün çabayı sarf etme mücadelesine girer. Belirsizliği kabul etmekten daha çok acı ve ıstırap çeker, yorgunluk hisseder. Bu çaba ile birlikte bedeni de ruhundan gelen hep tetikte bekleyen ‘tehlike’ nerede, ne zaman gelecek kaygısını yaşar. Hiç dinlenmeyen ve huzursuzluk yaşayan bedende belli bir süre sonra psikosomatik rahatsızlıklar patlak verecektir. Tehlikenin ne zaman geleceği kaygısı, her dakika, her saat onunla olduğu için bünye belli bir süre sonra pes ederek semptomlar gösterecektir. Her an bununla yaşamak çok zor ve güçtür.

ozgurluk

Bizim yapmamız gereken, hayatın acı bir gerçek olduğu ve bu acı gerçeği yaşadıkça zorlukların kolaylaştığı ve acıların üstesinden gelindiği gerçeği ile yüzleşmektir. Dertlileri en iyi anlayan insanların yine bu derdi yaşayan insanlar olduğunu unutmayalım. Özetlemek gerekirse, yaşamındaki bu acı belirsizliğin oluşturduğu endişeyi taşımayan insanın, kusursuz çözüm arayışının en büyük kusur olduğunu unutmaması gerekir. Belirsizlikle barışık yaşayabilen ve yaşamın yalnızca kendisine kötü, olumsuz sonuçlar vermediğini aynı zamanda güzellikler verdiğini bilen insan, kendini duygularını daha kolay açar, duygularını kabullenir. Bu duyguları yeterinde ve yeterince yaşar. ‘’Hep mutlu olmalıyım, iyi hissetmeliyim, olumsuz duyguları yaşamamalıyım.’’ şeklindeki düşüncelerle kendini gösteren mükemmeliyetçi yapı insanı mutlu kılmaz. Bu düşünce sadece zamanla duyguların birikimi ile daha büyük psikosomatik rahatsızlıklara neden olur. Bunun yerine yaşam sadece mutluluklarla değil aynı zamanda acı ve zorluklarla dolu olduğunu bilmekten geçer. Böylece duygularımızı yerinde ve yeterince yaşayabilmek ve hissedebilmek için özgürlüğümüzü kazanmış oluruz. Bir diğer ifade ile belirsizlik yalnızca başa çıkılması gereken bir problem değildir; ayrıca yeni fırsatlar, keşifler ve yaratıcılığın kaynağıdır.

Gelişmenin, değişmenin, dönüşmenin fırsatı, daha belirsiz gibi görüneni belirli hale getirir. Ne kadar belirsizlik olursa olsun, bunun üstesinden gelinebilecek bir durum olduğunu ve bu duruma uyum sağlayarak değişebileceğimizin farkına varabiliriz.

Belirsizliklerle barışık yaşayabilmek ve fırsatı keşfe, yaratıcılığa dönüştürmek dileğiyle.

Yazar: İshak BÜYÜKYILDIRIM

Klinik Psikolog

Hera Psikoloji Dergisi Klinik Psikolog İshak Büyükyıldırım

  • Yazıyı Beğendin mi?  
Önceki Yazı

Benzer Yazılar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorumu yapmak için tıklayın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*